Bu Blogda Ara

23 Kasım 2011 Çarşamba

Kabir Azabından Nasıl Kurtuluruz


Sual: Kabir azabından kurtulmak için ne yapmak gerekir?
CEVAPKabir veya Cehennem azabından kurtulmak için itikadı düzgün bir Müslüman olmak ve dinimizin emirlerine riayet etmek, yasakladıklarından kaçmak şarttır.

Kabir azabı en çok, üstüne idrar sıçratan ve Müslümanlar arasında söz taşıyana olur. Cuma günü veya gecesi ölenler, her gece Tebareke [ve secde] suresini okuyanlar ve ölüm hastalığında İhlâs suresi okuyanlara kabir suali olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.) [Kurretül-uyun]

(Tebareke suresini okumak kabir azabından korur.)
[İbni Mürdeveyh]

(Cuma günü veya gecesi ölen mümine kabir azabı olmaz.) [Tirmizi, Ebu Nuaym]

(Sadaka, kabir azabından korur.)
[Beyheki]

(Kovuculuk, kabir azabına sebep olur.) [Beyheki]

(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)
[İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

(Cuma gecesi
"Fâtiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.) [Deylemi]

(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.)
[İ. Ahmed]

(Recebin ilk Cuma gecesini ihya eden [saygı gösteren], kabir azabından kurtulur.) [S. Ebediyye]

(Kabir, ahiret konaklarından ilkidir. Bundan kurtulan için ötesi kolaydır. Kurtulamayana ise ötesi çok zordur.)
[Tirmizi]

(Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni eselüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit derse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.)
[Etfal-ül müslimin]

Hazret-i Ali’den gelen bir rivayette, kabir azabından kurtulmak için, şunlar tavsiye edilmiştir:
1- Âyet-el-kürsiyi çok okumak.
2- Cuma günleri iki rekât namaz kılmak. [Kaza namazı borcu olan nafile namaz kılamaz. Birinci rekatte Fatiha ile Tebareke, 2. rekatte Fatiha ile İhlâs okunur.]
3- Her gün yüz İhlâs okumak. (Zühre-tür-Riyaz)

Kabirde Sorulacak Sualler

Kabir sualleri

Sual: Kabirde ne sorulacak, cevapları nedir?
CEVAPKabir sualine cevap olmak üzere şunları öğrenmelidir:

Rabbin kim?
CEVAPAllahü teâlâ.

Dinin nedir?
CEVAP
İslâm dini.

Hangi Peygamberin ümmetindensin?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın.

Kitabın nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerim.

Kıblen neresidir?
CEVAP
Kâbe-i muazzama.

İtikadda mezhebin nedir?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel cemaat.

Amelde mezhebin nedir?
CEVAP
4 mezhepten hangisi ise, mesela Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli’den biri söylenir.

Ayrıca aşağıdaki esasları da bilmek lazımdır:

Kimin zürriyetindensin?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın.

Kimin milletindensin?
CEVAP
İbrahim aleyhisselamın.

İman nedir? Amentü’nün esasları nelerdir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasaklara inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir.

İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve beğenmektir.

Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.

[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]

İslam’ın şartları nelerdir?
CEVAP
Şunlardır:
1- Kelime-i şehadet getirmekEşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü demek. Manası şudur:
(Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.)
Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.
2- Namaz kılmak
3- Zekât vermek
4- Oruç tutmak
5- Hac etmek

Allahü teâlânın sıfatları nelerdir?
CEVAP
Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si altıdır:
1- Vücûd
2- Kıdem
3- Bekâ
4- Vahdaniyyet
5- Muhalefetün-lilhavadis
6- Kıyâm bi-nefsihi
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir:
1- Hayat
2-
İlm
3-
Sem’
4-
Basar
5-
İrade
6-
Kudret
7-
Kelam
8-
Tekvîn

     

Azrail Nasıl Can Alır

Canlar nasıl alınır?

Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAPAzrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam’a teslim olup, Allah’ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.

Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez almaktadır.

İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
- Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun?

Ölüm meleği cevap verdi:
- Allah’ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.
Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
- İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?

Ölüm meleği dedi ki:
- Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.

Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
- Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
- Ölüm meleğiydi.
- Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgâra emret, beni Hindistan’a götürsün!

O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
- Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
- Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan’da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada bulunduğu için öyle bakmıştım.
Ölüm acısını kimler duymaz?

Sual: Ölüm acısını herkes duyacak mıdır?
CEVAPÖlüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir kâfir, uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Fakat salih mümin, kurşun yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâya yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Yine Allahü teâlâya yemin ederim ki, mümin bir kulun her damarı ölüm acısını duymadıkça, canı çıkmaz.) [Ebu Nuaym]

(Şehid ölüm acısını duymaz.) [Beyheki]

(Şehid, öldürülmesinin acısını, ancak bir pirenin ısırması kadar duyar.) [Nesai]

Ölüm acısı 70 kere kılıçla doğranmaktan fazladır; ama Allahü teâlâ, sevdiği kullarına bu acıyı duyurmaz. Ölüm acısı, kabir azabı yanında hiç kalır. Kabir azabı mahşer azabı yanında hiçtir. Mahşer azabı da, Cehennem azabının yanında hiçtir. Salih mümin, ne ölüm acısını, ne kabir azabını, ne de Cehennem ateşini duymaz. Sırat, Cehennem üzerine kuruludur. Sırat köprüsünden herkes geçer. Bir hadis-i şerif meali:
(İyi kötü herkes [Cehennem üzerine kurulmuş Sırat’tan] geçer. Yalnız mümine, serin ve selamet olur. İbrahim aleyhisselama ateşin serin olduğu gibi. Öyle ki müminlerin soğukluğundan Cehennem, “Müminin nuru narımı söndürüyor” diye bağırır. Bundan sonra Allahü teâlâ, takva ehlini kurtarır; zalimleri ise orada yüzüstü bırakır.) [İbni Mace]

Salih mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini ve Resulullah efendimizi görüp, can verme acısını duymaz. Bu şaşılacak bir şey değildir. Nitekim Mısır kadınları, Yusuf aleyhisselamın güzelliğine hayran olup, kendilerini öyle unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri bile olmamıştı.

Ölüm acısının şiddeti
Sual: Ölüm acısının, bin kılıç darbesinden daha şiddetli olduğu, hadisle bildiriliyor. Bu, Müslümanlar için de aynı mıdır?
CEVAP
Evet, aynıdır. Ancak mümin bu acıyı hissetmeyecektir. Allahü teâlâ, her Müslümana ölürken, Resulullah efendimizi gösterecek ve Onun güzelliği karşısında, ruhunu nasıl teslim ettiğinin farkına varmayacaktır. Yusuf aleyhisselamı gören kadınların, onun güzelliği karşısında parmaklarını bıçakla kestikleri halde, farkına varmadıkları gibi, Müslümanlar da, ölüm acısı hissetmeyeceklerdir. O halde doğru imanla ölmeye çalışmalıdır.
Kabir azabı haktır

Sual: Kabir azabı gerçekten var mı?
CEVAP :Kabir azabının varlığını bildiren delillerden bazıları şöyledir:

İmam-ı A'zam Hz. buyurdu ki:
Kur'an-ı kerimde (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, "Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!" denilecek) buyuruldu.

Sabah-akşam görecekleri azap, kıyametten öncedir. Âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır.
İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını gösteriyor) buyurdu.
Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyet-i kerimesinde geçen Feüdhılu kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir.
Al-i imran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyet-i kerimesi de, kabir hayatını bildirmektedir.
İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Taha suresinin 124. âyet-i kerimesindeki "Me'îşeten danken" kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın ondördü gibi aydınlatılır. "Feinne lehü me'îşeten danken" âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.)

Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini "İleride bileceksiniz!" demek, "Ölürken" demektir. 4. âyetindeki "Yine ileride bileceksiniz" ise "Kabirde" demektir.
Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir.

İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:
Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki "Orada"dan maksat kabir hayatıdır.
İmam-ı Nesefi buyurdu ki:
Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyetinde, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır.
İmam-ı Süyuti hazretleri, "Kabir azabı" ile ilgili Şerhussudur isminde müstakil bir eser yazmıştır. Buhari ve Müslim ve diğer hadis kitaplarındaki kabir azabı ile ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir. Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur.

Hazret-i Ayşe validemiz, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hali ne olacak?) diye sual edince, Resulullah, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu, müminlere kavl-i sabit ihsan edildiği bildiriliyor. 
İslam âlimleri, kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir azabının da ahiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir.
Yukarıda âyet-i kerimelerle kabir azabının hak yani gerçek olduğunu bildirdik. Şimdi de kabir azabı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazılarını bildiriyoruz. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kabir azabı haktır.)

(Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.)

(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)


(İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.)

(Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.)
[Taberani]

(Şehid kabir azabından emindir.) 


(Dün gece rüyamda, bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.)
[Hâkim]

(Cuma gecesi
"Fâtiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.)

(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.)


(Allah’ım, kabir azabından Sana sığınıyorum.)

(Kabir azabından Allah’a sığınınız.) 


(Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua ederdim.)
(Allah’a yemin ederim ki, 99 tinnin Kıyamete kadar, kâfire kabrinde azap eder.)


(Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.)
[
[Tinnin isimli yılan, dünya yılanı değildir. Kâfire ve günahkâra azap etmesi için Allah’ın yarattığı bir mahlûktur.]

Resulullah efendimiz, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, Müslümanlar arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu.

22 Kasım 2011 Salı

Komşularımıza Karşı Görevlerimiz

     Komşu dört taraftan 40 evdir. Namaz kılan, oruç tutan, hacca giden, sadaka veren, fakat dili ile komşularını inciten nice kimseler vardır ki, gidecekleri yer Cehennemdir.                                                                                                                                                                 1)Komşuların haklarına saygılı olmak, onları söz ve davranışlarımızla incitmemek,

2) Güler yüzlü, tatlı sözlü olmak, sevinç ve üzüntülerini paylaşmak,


3) Dert ve sıkıntılarını gidermeye çalışmak, gerektiğinde yardım etmek, ödünç vermek, hediyeleşmek,

4) Ses ve gürültü ile onları rahatsız etmemek,


5) Hastaları ziyaret etmek, ölenin cenazesine katılmak, başsağlığı dilemek,

6) Kokusu giden yemekten bir tabak da olsa ikramda bulunmak,

7) Sevincini ve üzüntüsünü paylaşmak,


8) Muhtaç olduğunda, ihtiyacını gidermek,


9) Komşunun emanetine hıyanet etmemek,

10) Kendimiz için sevdiğimiz şeyleri onlar için de sevip arzu etmek, kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri onlara yapmamaktır.


 11) Komşumuz müslüman olmasa bile onlarla iyi geçinmek, eziyet etmekten sakınmak, iyi davranışlarda bulunmak görevimizdir. 

12) Komşuların izni olmadan, kendi binasını, onlarınkinden yüksek ve önlerini kapayacak şekilde yaptırmamaktır.

13) Komşunun evine, penceresinden, duvarından izinsiz bakmamak,

14) Komşuya gelip gidene uzun uzun bakıp, rahatsız etmemek,


15) Komşusu açken, kendi tok yatmamak,

16) Komşuların hediyesini, az da olsa kabul edip, çok bilmek,

17) Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamak,

18)Komşularından izin almadan evini yabancıya satmamak,

19)Komşuların yetimlerini himâye etmek,

20) Komşulardan biri vefat edince, cenazesinde hazır bulunmak,
       Dinimizin emri budur. Bu emre uygun olarak müslümanlar tarih boyunca müslüman olmayan komşulara iyi davranmışlardır.

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah bir gün hizmetçisine koyun kestirip etlerden bir kısmını komşulara dağıtmasını ve önce müslüman olmayan komşusundan başlamasını emretmişve bu sözünü 3 defa tekrar etmişti.


                          MÜSLÜMAN KOMŞUSUNU BÖYLE DÜŞÜNÜR

Fatih Sultan Mehmet, bir gün yiyecek maddelerinin kalitesini ve fiyatlarını incelemek maksadıyla ( tanınmamak için) kıyafet değiştirerek çarşıya çıktı, bir dükkana girdi. Selam verdikten sonra;
      Yarım batman yağ, yarım batman bal ve yarım batman peynir veriniz dedi. Bakkal yarım batman yağı tartıp parasını hesap ettikten sonra,
      Ağam, diğer isteklerinizi de karşı komşumdan alınız. Çünkü onun malı hem daha iyidir,hem de komşum daha siftah etmedi, dedi. Padişah ikinci dükkana girip, ordan da yarım batman bal alınca, bu bakkalda ona :
      Allah'a şükür olsun ağam, ben siftahımı ettim ve çocuklarımın yiyecek parasını kazandım,komşum ise daha siftah etmedi, dedi. Bunun üzerine padişah :
      Bu millet bu güzel ahlakı ile dünyaları fetheder. Milletin temiz ahlakını bozanları Allah kahretsin, dedi...

KARDEŞLERİN BİRBİRİNE KARŞI GÖREVLERİ

1) Kardeşler arasında samimi bir sevgi ve birlik olmalı,

2) Kardeşler birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Hiç bir şey bu birliği bozmamalı, kardeşleri birbirinden uzaklaştırmamalı,

3) Miras, para ve mal gibi şeyler, maddî çıkarlar, kardeşlerin arasını açmamalı, aralarındaki birliği bozmamalı,

4) Büyük kardeşler, küçükler için ana-baba gibidir. Küçükler, büyüklere saygı göstermeli, onlara karşı gelmekten, kırıcı söz ve davranışlardan sakınmalı. Büyükler de küçükleri korumalı, sevgi ve merhamet göstermelidir.

5) Kardeşler birbirlerine iyilik yapmalı, birbirlerinin menfaatlerini kendi menfaatleri gibi gözetmelidir.

16 Kasım 2011 Çarşamba

PEYGAMBERİMİZİN MEKKE'den MEDİNE'ye HİCRETİ

        İslâm tarihinde Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye göç etmesine ''Hicret'' denir. Müşriklerin baskı ve zulümlerinin devam etmesi üzerine Peygamberimiz, Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicret etmelerine izin verdi. Müslümanlar gruplar halinde Medine'ye göç etmeye başladılar. Din uğrunda, doğup büyüdükleri yurtlarını, mal ve mülklerini bıraktılar. Medine'de yanan ümit ışığına koştular.

       Mekke'de peygamberimizle birlikte Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve birkaç müslümandan başka kimse kalmamıştı. Peygamberimiz bütün güçlüklere rağmen görevini yapmış, Peygamberliğinin 13 yılını Mekke'de tamamlamış bulunuyordu.

       Müşrikler medine'lilerin müslüman olması ve Mekke'deki müslümanların da Medine'ye göç etmesiyle kuvvetli bir İslâm topluluğunun oluşmasından korktular. İslâmiyeti kökünden yok etmek için ''Dâru'n Nedve'' denilen yerde gizlice toplandılar Ebû Cehil'in teklifi üzerine Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Bu korkunç kararı uygulamak üzere her kabileden birer genç seçtiler. Seçilen bu silahlı gençler, Peygamberimizin evini kuşattılar ve dışarı çıkmasını beklemeye başladılar.

      Müşriklerin gizlice aldığı bu ölüm kararı, Allah tarafından Cebrail aracılığı ile Peygamberimize bildirildi ve hicret etmesine izin verildi. Peygamberimiz kendi yatağına Hz. Ali'yi yatırarak, evini saran müşriklerin arasından çıktı ve Hz. Ebû Bekir'in evine gitti. Allah Peygamberini korudu. Eli silahlı müşrikler onu göremediler.

       Yol hazırlıkları yapıldıktan sonra, Peygamberimiz Hz. Ebû Bekirle birlikte, geceleyin Mekke'ye bir buçuk saat mesafede olan Sevr Dağına gittiler ve orada bir mağarada gizlendiler. Sabah olunca Peygamberimizin evden çıktığı anlaşıldı. Bunun üzerine müşrikler her tarafı aramaya başladılar. Muhammed'i kim bulursa ona yüz deve mükâfat verileceğini va'dettiler.

       Peygamberimizi arayanlar yoldaki izleri takip ederek mağaranın önüne kadar geldiler. Mağaranın girişine bir örümceğin ağ örmüş olduğunu gördüler. Mağaranın içine girip aramak istediler ise de içlerinden biri; ''içeriye insan girseydi, burada örümceğin ağı ve güvercinin yuvası olmazdı'' deyince dönüp gittiler.

       Müşrikler mağaranın önüne geldikleri sırada Hz. Ebû Bekir endişelenerek;
- Bizi görecekler Ya Resûlullah, dedi.
       Peygamber efendimiz:
- Üzülme Allah bizimle beraberdir, diye karşılık verdi.

       Mağaranın ağzına örümceklerin ağ örmesi, oradaki bir ağacın dallarına güvercinlerin yuva yaparak yumurta bırakması bir mucizedir. Yüce Allah, sevgili Peygamberini bu mucizelerle korumuş, mağaranın ağzına kadar gelen düşmanları gizli bir kuvvet geri çevirmiştir.

       Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir mağarada üç gün kaldıktan sonramMedine'ye gitmek üzere yola çıktılar. Onları takip etmekte olanSüraka adında bir pehlivanizlerini buldu. Bütün gücüyle atını üzerlerine sürdü. Onlara iyice yaklaştı. Tam bu sırada atının ayakları sürçtü. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden toparlanarak var gücüyle atını tekrar ileri sürdü. Fakat bu defa atının ayakları dizlerine kadar kuma battı. Olduğu yerde çakılıp kaldı. Gizli bir kuvvet atını geri çekiyordu. Süraka bu durumu görünce korktu. Yaptığına pişman oldu. Peygamberimizden af diledi ve geri döndü. Arkadan gelenlere de: ''Ben buraları aradım kimse yoktu'' diyerek onları geri çevirdi. Süraka daha sonra müslüman olmuştur.

       Sevgili Peygamberimiz bir hafta süren tarihi yolculuğunu tamamlayarak bir pazartesi günü Medine yakınındaki kuba köyüne ulaştı. Burada büyük bir sevgi ile karşılandı.

       Peygamberimiz burada on günden fazla kaldı. Kuba mescidini yaptırdı. Mescid yapılırken mübarek elleriyle taş taşıdı. Bir işçi gibi çalıştı. İslâm tarihinde yapılan ilk mescid budur. Peygamberimizden üç gün sonra ayrılan Hz. Ali de burada Peygamberimize yetişti.

      Beraberindeki müslümanlarla birlikte Peygamber efendimiz bir cuma günü Kuba'dan Medine'ye hareket etti. Salimoğulları yurduna geldikleri zaman öğle vakti olmuştu. Peygamberimiz cuma namazının farz kılındığını müslümanlara bildirdi. Orda ilk cuma namazını kıldılare. Peygamberimiz namazdan sonra Medine'ye doğru yoluna devam etti.

      Medine'liler bir bayram sevinci içinde bu şerefli misafiri karşılamak için yolun iki tarafına sıralanmışlardı. Peygamberimiz geçerken ''Buyrun Ya Resûlullah'' diyorlar, küçük çocuklarda ''Allah elçisi geldi'' diye sevinç çığlıkları atıyorlardı.

       Medine'de büyük bir sevgi ile karşılanan Peygamberimiz, Halid Bin Zeyd, yani Ebû Eyyüb Ensari Hazretlerinin evinde misafir oldu ve burada yedi ay kadar kaldı.

14 Kasım 2011 Pazartesi

BEDİR SAVAŞI, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

                        BEDİR SAVAŞININ SEBEPLERİ

        Peygamberimiz, muhacirler ile Medine'ye yerleştikten sonra da, Mekke'li müşrikler düşmanlıklarından vazgeçmediler. Medine yakınlarına kadar gelip Müslümanların otlamakta olan develerini alıp götürdüler. Müşrikler Abdullah İbni Übeyy'e haber göndererek, Muhammed'i öldürmesini veya Medine'den çıkarmasını istediler.Eğer bunu yapmazsa Medine'ye saldıracaklarını bildirdiler. Diğer taraftan Müslümanlarla yapılacak bir savaşa hazırlık için büyük bir ticaret kervanını Şam'a gönderdiler.

        Müslümanların bu tehlikelere karşı uyanık olması ve tedbir alması gerekiyordu. Kervanın hareketini önlemek amacıyla hicretin ikinci yılı Ramazan ayında Peygamber Efendimiz 305 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Bunu duyan Mekke'li Müşrikler, 1000 kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Bedir denilen yere gelince durdular ve buradaki suyu kontrolleri altına aldılar.

        Müslümanlar, Medine'den savaş için değil, Müşriklere ait ticaret kervanının hareketini önlemek için çıkmışlardı.

        Mekke'den büyük bir düşman ordusunun gelmekte olduğu haber alındı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashabı ile istişare ettikten sonra düşmanla karşılaşmaya karar verdi.

       Bedir'e gelen İslâm ordusu kumluk bir sahaya inmek zorunda kaldı. Burada su yoktu. Çünkü daha önce gelen müşrikler suyun bulunduğu yeri zaptetmişlerdi. Fakat Allah'ın yardımı yetişti. O gece bol yağmur yağdı. Müslümanlar su sıkıntısından kurtuldu.

       Peygamberimiz İslâm dinini güzel sözle ve irşad yoluyla yaymaya çalışmış, kimseyi zorlamamıştır. Ancak Müşriklerin saldırılarına karşı Allah tarafından Müslümanların savaşmasına izin verilmiştir.

                            BEDİR SAVAŞI VE SONUÇLARI

       Müşrikler, insan (asker) sayısı ve silah bakımından Müslümanlardan çok üstün durumda idiler. Bu sebeple savaşı kazanacaklarından emin görünüyorlar, müslümanların manevi gücünü hesaba katmıyorlardı. Burada hak ile batıl, İman ile küfür çarpışacaktı. İslâm'ın geleceği de bu çarpışmanın sonucuna bağlı idi.

       Ertesi günün sabahında iki ordu karşı karşıya geldi ve savaş başladı. İşte o anda Peygamberimiz ellerini semaya kaldırarak:
       ''Ya Rabbi bana vadettiğin yardımı bugün ver'' diye dua etti. Daha sonra secdeye kapanarak Yüce Allah'a şöyle yalvardı; Ya rabbi bu bir avuç müslüman bugün telef olursa, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak.''

        Allah Teala Peygamberimizin duasını kabul etti.

       Müslümanlar, imanlarından aldıkları güçle kahramanca çarpıştılar ve Allah'ın yardımıyla kendilerinden kat kat kuvvetli olan düşman ordusunu büyük bir bozguna ugrattılar. Düşmanlar savaş alanında 70 ölü, 70 de esir bırakarak kaçtılar. İslâm'ın en büyük düşmanı Ebû Cehil de ölenler arasında idi. Böylece savaş Müslümanların kesin zaferi ile sonuçlanmış oldu. Bu savaşta Müslümanlardan 14 kişi şehit olmuştur.

       İslâm ordusu zafer sevinci ile Medine' döndü. Peygamber efendimiz esirlere iyi davranılmasını emretti. Esirlerin bir kısmı fidye karşılığında serbest bırakıldı.

       Bu miktar parayı bulamayan ve okuma yazma bilen esirlerden herbiri on kişiye okuma yazma öğrettikten sonra salıverildiler. peygamberimizin bu davranışı, İslâm dininin okuma yazmaya ve bilgi sahibi olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.