El-Vahid : Zât, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.
El-Kâdir : Kudret sahibi, dilediğini yapan.
El-Mukaddim : İleri götüren, öne geçiren.
El-Evvel : Ezelî, varlığının başlangıcı yok.
Ez-Zâhir : Yarattıkları ile varlığı açık.
El-Vâli : Bütün Kâinatı idare eden.
El-Berr : İyilik ve ihsanı bol olan.
El-Müntekım : Hak edene,hak ettiği cezayı veren.
Er-Rauf : Çok merhamet eden şefkatli.
Zül-Celâli vel İkrâm : Celâl, azamet, şeref, kemâl ve ikram sahibi.
El-Câmi : İki zıddı bir arada bulunduran.
El-Mûgni : İhtiyaçları gideren,fazlıyla doyuran.
Ed-Dârr : Elem,zarar verenleri yaratan.
En-Nûr : Zâtı açık ve âlemleri nurlandıran.
El-Bedi : Misalsiz, örneksiz yaratan.
El-Vâris : Herşeyin asıl sahibi olan.
Es-Sabur : Ceza vermede,acele etmeyen.
El-Mâcid : Keremi, ihsanı bol olan.
Es-Samed : Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin kendine muhtac olduğu merci sahibi.
El-Muktedir : Dilediği gibi tasarruf eden, herşeyi kolayca yaratan, kudret sahibi.
El-Muahhir : Dilediklerini tehir eden.
El-Âhir : Varlığının sonu olmayan, ebedi.
El-Bâtın : Aklın tasavvurundan örtülü.
El-Müteâli : Son derece yüce.
Et-Tevvâb : Tevbeleri kabul eden.
El-Afüvv : Affı çok olan, günahları affeden.
Mâlik-ül Mülk : Mülkünde hakim.
El-Muksit : Mazlumların hakkını alan.
El-Ganiy : İhtiyaçsız,herşey ona muhtaç.
El-Mâni : Dilemediklerine mani olan.
En-Nâfi : Menfaat veren şeyleri yaratan.
El-Hâdi : Hidayet veren.
El-Bâki : Varlığı ebedi olan.
Er-Reşid : İrşada muhtaç olmayan.
El-Halim : Cezada acele etmez, hilm sahibi.
El-Gafur : Affı, mağfireti bol olan.
El-Âliyy : Yüceler yücesi.
El-Hâfız : Herşeyi koruyucu olan.
El-Hasib : kulların hesabını en iyi gören.
El-Kerim : Keremi bol, karşılıksız veren.
El- Mucib : Duaları kabul eden.
El-Hâkim : Herşeyi hikmetle yaratan.
El-Mecid : Şerefli, nimeti, ihsanı sonsuz.
Eş-Şehid : Her an her yerde hazır ve nazır.
El-Vekil : Kulların işlerini bitiren.
El-Metin : Kuvvet ve kudret menbaı.
El Hâmid : Hamd ve senaya lâyık.
El-Mubdi : Maddesiz, örneksiz yaratan.
El-Muhyi : Mahluklara can veren.
El-Hayy : Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri.
El-Vacid : Hiç bir şey kendine gizli değil.
El-Habir : Herşeyden haberdar.
El-Âzim : Büyüklükte benzeri olmayan.
Eş-Şekur : Az amele, çok sevab veren.
El-Kebir : Büyüklükte benzeri yok.
El- Mukit : Her çeşit rızkı yaratan.
El-Celil : Celal ve azamet sahibi olan.
Er-Rakib : Her varlığı her an gözeten.
El-Vasi : Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile herşeyi kuşatan.
El-Vedûd : İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden, sevgiye layık olan.
El-Ba'is : Peygamber gönderen, mahşerde ölüleri dirilten.
El-Hakk : Varlığı değişmeden duran, var olan, hakkı ortaya çıkaran.
El-Kaviy : Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.
El-Veliy : Mü'minleri seven ve yardım eden.
El-Muhsi : Varlıkların sayısını bilen.
El-Mu'id : Yarttıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.
El-Mümit : Her canlıya ölümü tattıran.
El-Kayyum : Zâtı ile kâim, mahlûkları varlıkta durduran.
Allah : Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı.
Er-Rahim : Ahirette mü'minlere merhamet eden, ihsan eden.
El-Kuddüs : Her noksanlıktan uzak olan.
El-Mü'min : İman nurunu veren.
El-Aziz : Mutlak galip, karşı gelinemez.
El-Mütekebbir : Büyüklükte eşi yok.
El-Bâri : Herşeyi kusursuz yaratan.
El-Gaffar : Günahları mağfiret eden.
El-Vahhab : Karşılıksız nimetler veren.
El-Fettah : Her türlü sıkıntıları gideren.
El-Kâbıt : Rızıkları daraltan, ruhları alan.
El-Hâfıd : Kâfir ve facirleri alçaltan.
El-Mûizz : Dilediğini aziz eden.
Es-Semi : Mükemmel işiten.
El-Hakem : Mutlak hâkim, hakkı batıldan ayıran.
El-Latif : Lûtfeden, herşeye vakıf.
Er-Rahman : Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, ihsan eden.
El-Melik : Yaratıcı, kâinatın sahibi.
El-Selâm : Her tehlikeden selamete çıkaran.
El-Müheymin : Herşeyi görüp, gözeten.
El-Cabbâr : Dilediğini yapan ve yaptıran.
El-Hâlik : Yaratan, yoktan var eden.
El-Musavvir : Varlıklara sûret veren, onları birbirinden ayıran özelliklerde yaratan.
El-Kahhâr : Her istediğini yapacak güçte olan.
Er-Rezzâk : Her varlığın rızkını veren.
El-Alim : Gizli açık, geçmiş gelecek, herşeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen.
El-Bâsıt : Rızıkları genişleten, ruhları veren.
El-Rafi : Şeref verip yükselten.
El-Müzill : Dilediğini zillete düşüren.
El-Basir : Gizli açık herşeyi iyi gören.
El-Âdl : Mutlak adil,yerli yerinde yapan.
Bu Blogda Ara
15 Aralık 2011 Perşembe
14 Aralık 2011 Çarşamba
Aşure Ayı
![]() |
| Aşur Günü Aşure Günü |
Aşure günü ve gecesi okunacak dua
"Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn."
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı Kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.)
Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahü teâlâ, Aşure gününde edilen birçok duayı kabul etmiştir. Bunlardan bazıları, Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılmasıdır.
Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanların dahi karnı aç idi. Yine Aşure günü Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.
Medine’de aşure günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü. Niye oruç tutuyorsunuz? diye sordu. Onlar da, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için dediler.
Aşure günü yapılabilecek ibadetler
1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolunur.Aşure günü, bir gün önce, bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin. Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile toplam 3 gün tutulmalıdır.
(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.)
[Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]
Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.)
Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullaha hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.
2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu.
3- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur buyuruldu.
(Bugün ibadettir) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu.
4- Çok selam vermelidir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu.
5- Çoluk çocuğunu sevindirmelidir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu.
6- Gusletmelidir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. Bu sevaplar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, binlerce defa gusletse, günahları affolmaz.7- İlim öğrenmelidir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikreden bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, [mesela İslam Ahlakı veya Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı.
Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehid edildi. O yüce imamın şehid edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza’nın şehid edilmeleri de, böyle büyük bir üzüntüdür. Fakat, Peygamber efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehid edildiği günün yıldönümlerinde matem tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Matem tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]
İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.
28 Kasım 2011 Pazartesi
Salatı Tefriciyye
Alla hümme salli salaten kamileten ve sellim selamen. Tammen alâ seyyidine muhammedin illezi tenhallü bi-hil ukadü ve tenfericu bihi-l kûrabu ve tukda bihil havâicu ve tünalü bihir reğaibu ve hüsnül havatimi ve yüsteskal ğamamu bivechihil keriymi ve alâ alihi ve sahbihi fiykülli lemhatin ve nefesin bi âdedi külli malûmin lek.
Faziletleri : Salat-ı tefriciye,hastalıklara karşı şifadır. Acıları dindirme, kederleri giderme gibi hususiyetleri vardır. Deli ve saralı kimselerin üzerine okunduğu zaman deva olacağı tecrübe edilerek anlaşılmıştır. Allahu teala deli ve saralı kimseleri, bu salavatı şerife vesilesiyle şifalandırır.
Bu salavatı şerifeyi ya bizzat kendisi veya başkası hastanın üzerine okur.
Faziletleri : Salat-ı tefriciye,hastalıklara karşı şifadır. Acıları dindirme, kederleri giderme gibi hususiyetleri vardır. Deli ve saralı kimselerin üzerine okunduğu zaman deva olacağı tecrübe edilerek anlaşılmıştır. Allahu teala deli ve saralı kimseleri, bu salavatı şerife vesilesiyle şifalandırır.
Bu salavatı şerifeyi ya bizzat kendisi veya başkası hastanın üzerine okur.
26 Kasım 2011 Cumartesi
AKİKA NEDİR
Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.
Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği Şir’ada yazılıdır.
Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Kesilen akikadan kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verilebilir.
Akikayı kesmeyip bedelini fakire vermek, akika yerine geçmez.
Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilmi yayma sevabına kavuşulur.
Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği Şir’ada yazılıdır.
Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Kesilen akikadan kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verilebilir.
Akikayı kesmeyip bedelini fakire vermek, akika yerine geçmez.
Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilmi yayma sevabına kavuşulur.
25 Kasım 2011 Cuma
KIYAMETİN KOPUŞU
KIYAMETİN KOPUŞU,
CENNET VE CEHENNEM
“Gök yarıldığı, Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,
Yer dümdüz edildiği, içindekileri atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O’na itaate mecbur kılındığı zaman,
Ey Rabbine karşı direnip duran insanoğlu, sonunda O’nun huzuruna varacaksın.
Kimin kitabı sağından verilirse, hesabı kolayca görülecek. Ve sevinçli olarak ailesine dönecek.
“Ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar nedir bilir misin? O, hem, bütün bedeni helak eder, hiçbir şey bırakmaz, hem eski hale getirip tekrar azap etmekten vazgeçmez. İnsanın derisini kavurur.”
“Arkadan çekiştirmeyi yüze karşı alay etmeyi adet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur… Hayır, yemin olsun ki o Hutame’ye atılacaktır. Hutamenin ne olduğunu bilir misin? O Allah’ın tutuşturulmuş yandıkça kalpleri gönülleri yakan bir ateşidir. Onlar bu ateşin içinde uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette ateş üzerlerine kapatılmıştır.”
Cehennemi Dolduracak Olanlar:
“Artık Rabbinin sözü yerine gelmiştir. O, cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracaktır.”
“Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunun.”
Zakkum Ağacı:
“Zakkum ağacı, cehennemin dibinde bitip, yetişen bir ağaçtır. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir. Cehennemdekiler ondan yerler ve karınlarını onunla doldururlar. Sonra onun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içki içerler. Sonra çılgın bir ateşe girerler.”
“Zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir. O, karınlarda maden eriyiği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar.”
Cehennemin İçeceği:
“İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde..”
“Onlara dünyada yaptıklarına karşılık kaynar su ve irin içirilir.”
“Onlara kaynar pınardan içirilir.”
Cehennemde Kafirlerin Durumu:
Allah’ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler. Nihayet oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeyler hakkında onların aleyhine şahitlik edecektir. Derilerine “Niçin aleyhimize şahitlik ediyorsunuz?” diyecekler. Onlar da şu karşılığı verecekler: “Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu.”
“Ona her yandan ölüm gelecek, fakat ölmeyecek ki kurtulsun. Bunun ötesinde şiddetli bir azap vardır.”
“Biz o zalimler için öyle bir cehennem hazırladık ki, duvarları onu kuşatıvermiştir. Susuzluktan imdat dilese, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena içecek ve ne kötü bir kalma yeri.”
“Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüş yeridir. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak.”
“O gün cehenneme ‘doldun mu’ denir. O da, ‘daha yok mu’ der.
Cehennemde Ölüm Yoktur:
“ Orada ne ölür ne de yaşarlar.” (Taha, 74)
“O ateşe yaslanan orada ne ölür ne de yaşar!” (A’lâ, 11/12)
![]() |
| KIYAMET GÜNÜ |
CENNET VE CEHENNEM
“Gök yarıldığı, Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,
Yer dümdüz edildiği, içindekileri atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O’na itaate mecbur kılındığı zaman,
Ey Rabbine karşı direnip duran insanoğlu, sonunda O’nun huzuruna varacaksın.
Kimin kitabı sağından verilirse, hesabı kolayca görülecek. Ve sevinçli olarak ailesine dönecek.
“Takva sahipleri, cennetlerde pınar başlarındadırlar. Oraya selamla, güven içinde giriniz. Kalplerinden, gönüllerinden her türlü kötülüğü çıkardık. Yani kimse kimsenin arkasından konuşmaz, kimse kimseye kin gütmez. Herkes kardeşçe yaşar. Kanepelerde karşılıklı oturur, sohbet ederler. Orada hiç bir sıkıntı görmedikleri gibi oradan hiçbir zaman çıkarılmazlar da.”
Kimin de kitabı solundan verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir.
Zira o, dünyada ailesi içinde mal mülk sebebiyle şımarmıştı.”
“Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğünde, gebe develer salıverildiğinde, vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, ruhlar bedenlerle birleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza hangi sebeple öldürüldüğü sorulduğunda, defterler açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulduğunda, cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır.”
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
Ogün herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır. O gün bir takım yüzler vardır; parlak, güleç ve sevinçli..
Bir kısım yüzler de vardır ki, onları keder bürümüştür. Hüzünden kapkara kesilmişlerdir. İşte bunlar, kafirler ve günahkarlardır.”
CENNET:
“Bugün yaptıklarınıza karşılık olarak afiyetle yiyin için.
“Ey benim inanıp teslim olmuş kullarım! Bugün sizin için ne korku, ne de en ufak bir üzüntü söz konusudur. Siz ve eşleriniz sevinç içinde girin cennete. Onlara altın tabaklar ve testilerle yiyecek ve içecekler sunulacak. Orada, gözlerin gönüllerin istediği ne varsa hepsi hazır olacak. Sizler orada ebedi kalacaksınız. Dünyadaki amelleriniz karşılığında varis olduğunuz cennet işte burasıdır. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.”CEHENNEM:
“İnce ve kalın atlaslar, sırmalı kumaşlar giyecekler, tertemiz hûrilerle evlenecekler.. “
“Oturmuş oldukları koltuklar üzerinden mazhar oldukları nimetlere bakarlar.”
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
“Cennetlikler orada yerler içerler. Fakat, ne küçük ve büyük abdest bozarlar ne de burunlarını sümkürürler; onların yedikleri, misk kokulu terler halinde vücutlarından buharlaşarak çıkar. Nefes alıp vermek gibi kendilerine tesbih ve tekbir getirmeleri ilham olunur.”
“Allah şöyle ferman etti: ‘Salih kullarım için, hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın aklına gelmeyen şeyler hazırladım.’ İsterseniz, ‘Onlar için hazırlanmış olan göz alıcı nimetleri hiç kimse bilmez.’(Secde, 17) ayetini okuyunuz.”
“Tarakları altın, terleri misktir. Her birinin, güzelliklerinden ötürü topuklarının ilikleri görünen iki eş olacaktır. Aralarında bozuşma, küsme olmaz. Hepsinin kalbi bir kişinin kalbi gibidir. Sabah akşam Allah’ı tesbih ederler.”
Allah Resulü’ne, en aşağı cennetliğin durumu sorulur, şu cevabı verir. “ En son cennete girecek olana Allah ‘cennete gir’ der. O da cennete gider bakar ki, her taraf dolu. Döner Allah’a sorar ‘Ya Rabbi, orası dolu, bana yer yok.’ Bu hadise üç defa tekrar eder. Üçüncüsünde Allah, ona şöyle der: ‘Git cennete gir. Sana bir dünya, bir de onun on katı verildi.’ Adam şaşırır: ‘Ya Rabbi, benimle alay mı ediyorsun?’ der.
“Her mü’minin cennette altmış mil yükseklikte içi boş, yekpare inciden bir evi vardır. Mü’minin bu ev içinde bir kaç eşi olacak, kendisi onları ayrı ayrı ziyaret edecek, fakat onlar birbirlerini bilmeyecekler.”
“Cennetlikler, kendilerinden daha yüksekteki köşklerde kalanlara gökteki parlak yıldızlara bakar gibi bakarlar. Sahabe sorar: Ya Resulallah, o köşkler başkalarının ulaşamayacağı peygamber köşkleri midir? Efendimiz cevap verir. “ Evet, fakat Allah’a yemin ederim ki, Allah’a iman edip Peygamberlere tabi olan bazı seçkin kimseler de oralara yükselebilirler.”
“Cennette bir pazar yeri vardır. Cennetlikler her cuma gün oraya gelirler. Kuzey rüzgarı eserek yüzlerini ve elbiselerini okşar da daha güzel ve alımlı olurlar. Daha güzel ve daha alımlı olarak eşlerinin yanına dönünce eşleri onlara ‘vallahi daha güzel ve daha alımlı oldunuz.’ derler. Cennetlikler de eşlerine ‘vallahi, bizden sonra siz de daha güzel ve daha alımlı oldunuz.’ diye cevap verirler.”
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ayın ondördüncü gecesi aya bakarak, buyurdu ki, “ Sizler şu ayı nasıl görüyorsanız, çıplak gözlerinizle Rabbinizi de öyle göreceksiniz. O’na bakarken gözleriniz kamaşmayacaktır.”
“Cennetliklere Rabblerini görmekten daha değerli bir şey verilmemiştir.”
“Ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar nedir bilir misin? O, hem, bütün bedeni helak eder, hiçbir şey bırakmaz, hem eski hale getirip tekrar azap etmekten vazgeçmez. İnsanın derisini kavurur.”
“Arkadan çekiştirmeyi yüze karşı alay etmeyi adet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur… Hayır, yemin olsun ki o Hutame’ye atılacaktır. Hutamenin ne olduğunu bilir misin? O Allah’ın tutuşturulmuş yandıkça kalpleri gönülleri yakan bir ateşidir. Onlar bu ateşin içinde uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette ateş üzerlerine kapatılmıştır.”
Cehennemi Dolduracak Olanlar:
“Artık Rabbinin sözü yerine gelmiştir. O, cehennemi insanlar ve cinlerle dolduracaktır.”
“Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunun.”
Zakkum Ağacı:
“Zakkum ağacı, cehennemin dibinde bitip, yetişen bir ağaçtır. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir. Cehennemdekiler ondan yerler ve karınlarını onunla doldururlar. Sonra onun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içki içerler. Sonra çılgın bir ateşe girerler.”
“Zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir. O, karınlarda maden eriyiği gibi, suyun kaynaması gibi kaynar.”
Cehennemin İçeceği:
“İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde..”
“Onlara dünyada yaptıklarına karşılık kaynar su ve irin içirilir.”
“Onlara kaynar pınardan içirilir.”
Cehennemde Kafirlerin Durumu:
Allah’ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler. Nihayet oraya geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeyler hakkında onların aleyhine şahitlik edecektir. Derilerine “Niçin aleyhimize şahitlik ediyorsunuz?” diyecekler. Onlar da şu karşılığı verecekler: “Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu.”
“Ona her yandan ölüm gelecek, fakat ölmeyecek ki kurtulsun. Bunun ötesinde şiddetli bir azap vardır.”
“Biz o zalimler için öyle bir cehennem hazırladık ki, duvarları onu kuşatıvermiştir. Susuzluktan imdat dilese, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena içecek ve ne kötü bir kalma yeri.”
“Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüş yeridir. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak.”
“O gün cehenneme ‘doldun mu’ denir. O da, ‘daha yok mu’ der.
Cehennemde Ölüm Yoktur:
“ Orada ne ölür ne de yaşarlar.” (Taha, 74)
“O ateşe yaslanan orada ne ölür ne de yaşar!” (A’lâ, 11/12)
24 Kasım 2011 Perşembe
SIRAT KÖPRÜSÜ
“Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille cehenneme uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği bir şey dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.”
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: “Allah’ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!” diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.”
Sırat köprüsü herkesin amellerine göre değişkenlik gösterir. Kıldan ince kılıçtan keskindir.
“Bütün müşrik olanlar, gösteriş yapanlar yere kapanırlar. Geride sığır boynuzu gibi, boynuzları olan bir grup kalır, secde etmek isterler fakat yapamazlar. Gözleri düşkün bir halde kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki vaktiyle dünyada başları selamette iken secdeye çağırılıyorlardı da kabul etmiyorlardı.”
Allah-u Teâlâ yardımcımız olsun!!!
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: “Allah’ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!” diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.”
Sırat köprüsü herkesin amellerine göre değişkenlik gösterir. Kıldan ince kılıçtan keskindir.
Ateş çukurunun üzerine kurulan bu ince, keskin köprüyü görmek, sonra onun üstünden geçmek zorunda kalmak, inkarcı ve günahkarlara binlerce ölümden beter olan korkuları bir arada yaşatır. Bu korkularda boşa gider. Çünkü, bu insanlar köprünün değişik yerlerinden yuvarlanıp cehenneme düşerler. Veya cehennemden çıkan katran gibi siyah bir kelle, kuşun yemini kapması gibi bu insanları tek tek ağzına alıp cehenneme indirir. Ya da zebaniler çengel atıp onları baş aşağı çekerler.
İbn Mes’ud (R.A)’ dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Allah evvelkileri ve sonrakileri, yani bütün insanları kıyamet günündeki duruşma için toplar. Kırk sene ayakta, gözleri hayret ve dehşetle bakar oldukları halde haklarında verilecek hükmü beklerler. Allah-u Teâl â bulutların arasında arşdan kürsiyle tecelli eder, sonra bir görevli melek şöyle seslenir: “Ey insanlar! Sizi yaratan, size rızık veren, kendisine ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emreden Rabbinizin, herbirinizi dünyada iken kulluk ettiği şeye kavuşturmasına razı değil misiniz? Bu Rabbimizin adaleti değil midir?” “Evet!” derler ve her topluluk kulluk ettiği ve dünyada gönlünü bağladığı şeye gider.
Dünyada taptıkları şeyler kendilerine gösterilir. Bunun üzerine onlardan bir kısmı dünyada iken taptıkları güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı taşlardan yapılma putlara ve kulluk ettikleri şeylerin benzerlerine giderler.
İsa (A.S)' ya tapanlara İsa (A.S)' nın şeytanı; Üzeyr' e tapanlara Üzeyr' in şeytanı gösterilir. Geriye Muhammed (A.S) ve onun ümmeti kalır. Onlar için de Rabbü’l Alemin tecelli ederek onlara yaklaşır ve: “Niçin siz de insanların gittiği gibi gitmediniz?” buyurur. “Bizim göremediğimiz bir ilahımız var.”“Onu görseniz tanır mısınız?” “Onunla bizim aramızda alamet (nişan) vardır. Onu görsek tanırız.” derler.
“O alamet nedir?”
"Açılacak olan perdedir.” Tam o esnada perde açılır.
Allah-u Teâlâ yardımcımız olsun!!!
RUH ÇAĞIRMA
Ruh Çağırmaya; "Ölü Falı" , "Fincan Falı" , "Nekromansi" de denir.
Antik Çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp, onlar aracılığıyla geleceği öğrenmeye çalışmak oldukça yoğun bir yöntemdir. Heredot'un da sözünü ettiği bu yöntem, XV. yüzyılda İspanya'nın bazı kentleri (Sevilya, Toledo, Salamanke) dışındaki mağaralarda öğretilmiştir!..
Bu iş için önce, boyutları eşit 29 tane kağıt kesilir. Her birine Alfabe'deki harflerin biri yazılır sonra bu kağıtlar bir yuvarlak tepsiye daire şeklinde yerleştirilir ve dairenin tam orta göbeğine kahve fincanı ters çevrilerek yüz üstü konur, iki küçük kağıt kesilir birine ''evet'', diğerine ''hayır'' yazılır ve fincanın iki tarafına koyulur.
Soru sormak isteyenler masanın çevresindeki sandalyelere otururlar. herkes bir fatiha,3 ihlas okuyarak peygamber efendimizden bu yana gelmiş geçmiş tüm müslüman kardeşlerimizin ruhuna hediye ettikten sonra, Sağ ellerinin işaret parmaklarını fincanın üstüne bastırmak şartıyla koyarlar. Ancak, solak olanların sol el işaret parmaklarını koymaları gerekir.
Eyyy ruhlar aleminden iyi bir ruh işin yoksa buraya gel, diye 3 defa tekrar edilir ve sonra geldiysen evete gidermisin diye sorulur.evete giderse gelmiş demektir.
Bu işlemler yapılacağı sırada tam bir sessizlik olmalı, hatta ışıklarda mümkün olduğu kadar az olmalıdır. Masada bulunanlar artık ne merak ediyolarsa sormak istedikleri soruları sorup cevabını alırlar. Soruyu soracak olan isterse bunu diğerlerine açıklamaz. Herkes fincanın üzerine doğru düşüncelerini yoğunlaştırır. Bir süre sonra fincan harflere doğru gider. Gittiği her harf yazılır. Sonuçta bir kelime veya cümle meydana gelir.
Herkesin soruları bitince yine aynı şekilde herkes bir fatiha, 3 ihlas okuyarak ruhlara gönderir.
Antik Çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp, onlar aracılığıyla geleceği öğrenmeye çalışmak oldukça yoğun bir yöntemdir. Heredot'un da sözünü ettiği bu yöntem, XV. yüzyılda İspanya'nın bazı kentleri (Sevilya, Toledo, Salamanke) dışındaki mağaralarda öğretilmiştir!..
Bu iş için önce, boyutları eşit 29 tane kağıt kesilir. Her birine Alfabe'deki harflerin biri yazılır sonra bu kağıtlar bir yuvarlak tepsiye daire şeklinde yerleştirilir ve dairenin tam orta göbeğine kahve fincanı ters çevrilerek yüz üstü konur, iki küçük kağıt kesilir birine ''evet'', diğerine ''hayır'' yazılır ve fincanın iki tarafına koyulur.
Soru sormak isteyenler masanın çevresindeki sandalyelere otururlar. herkes bir fatiha,3 ihlas okuyarak peygamber efendimizden bu yana gelmiş geçmiş tüm müslüman kardeşlerimizin ruhuna hediye ettikten sonra, Sağ ellerinin işaret parmaklarını fincanın üstüne bastırmak şartıyla koyarlar. Ancak, solak olanların sol el işaret parmaklarını koymaları gerekir.
Herkesin soruları bitince yine aynı şekilde herkes bir fatiha, 3 ihlas okuyarak ruhlara gönderir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





