Bu Blogda Ara

14 Kasım 2011 Pazartesi

BEDİR SAVAŞI, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

                        BEDİR SAVAŞININ SEBEPLERİ

        Peygamberimiz, muhacirler ile Medine'ye yerleştikten sonra da, Mekke'li müşrikler düşmanlıklarından vazgeçmediler. Medine yakınlarına kadar gelip Müslümanların otlamakta olan develerini alıp götürdüler. Müşrikler Abdullah İbni Übeyy'e haber göndererek, Muhammed'i öldürmesini veya Medine'den çıkarmasını istediler.Eğer bunu yapmazsa Medine'ye saldıracaklarını bildirdiler. Diğer taraftan Müslümanlarla yapılacak bir savaşa hazırlık için büyük bir ticaret kervanını Şam'a gönderdiler.

        Müslümanların bu tehlikelere karşı uyanık olması ve tedbir alması gerekiyordu. Kervanın hareketini önlemek amacıyla hicretin ikinci yılı Ramazan ayında Peygamber Efendimiz 305 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Bunu duyan Mekke'li Müşrikler, 1000 kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Bedir denilen yere gelince durdular ve buradaki suyu kontrolleri altına aldılar.

        Müslümanlar, Medine'den savaş için değil, Müşriklere ait ticaret kervanının hareketini önlemek için çıkmışlardı.

        Mekke'den büyük bir düşman ordusunun gelmekte olduğu haber alındı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashabı ile istişare ettikten sonra düşmanla karşılaşmaya karar verdi.

       Bedir'e gelen İslâm ordusu kumluk bir sahaya inmek zorunda kaldı. Burada su yoktu. Çünkü daha önce gelen müşrikler suyun bulunduğu yeri zaptetmişlerdi. Fakat Allah'ın yardımı yetişti. O gece bol yağmur yağdı. Müslümanlar su sıkıntısından kurtuldu.

       Peygamberimiz İslâm dinini güzel sözle ve irşad yoluyla yaymaya çalışmış, kimseyi zorlamamıştır. Ancak Müşriklerin saldırılarına karşı Allah tarafından Müslümanların savaşmasına izin verilmiştir.

                            BEDİR SAVAŞI VE SONUÇLARI

       Müşrikler, insan (asker) sayısı ve silah bakımından Müslümanlardan çok üstün durumda idiler. Bu sebeple savaşı kazanacaklarından emin görünüyorlar, müslümanların manevi gücünü hesaba katmıyorlardı. Burada hak ile batıl, İman ile küfür çarpışacaktı. İslâm'ın geleceği de bu çarpışmanın sonucuna bağlı idi.

       Ertesi günün sabahında iki ordu karşı karşıya geldi ve savaş başladı. İşte o anda Peygamberimiz ellerini semaya kaldırarak:
       ''Ya Rabbi bana vadettiğin yardımı bugün ver'' diye dua etti. Daha sonra secdeye kapanarak Yüce Allah'a şöyle yalvardı; Ya rabbi bu bir avuç müslüman bugün telef olursa, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak.''

        Allah Teala Peygamberimizin duasını kabul etti.

       Müslümanlar, imanlarından aldıkları güçle kahramanca çarpıştılar ve Allah'ın yardımıyla kendilerinden kat kat kuvvetli olan düşman ordusunu büyük bir bozguna ugrattılar. Düşmanlar savaş alanında 70 ölü, 70 de esir bırakarak kaçtılar. İslâm'ın en büyük düşmanı Ebû Cehil de ölenler arasında idi. Böylece savaş Müslümanların kesin zaferi ile sonuçlanmış oldu. Bu savaşta Müslümanlardan 14 kişi şehit olmuştur.

       İslâm ordusu zafer sevinci ile Medine' döndü. Peygamber efendimiz esirlere iyi davranılmasını emretti. Esirlerin bir kısmı fidye karşılığında serbest bırakıldı.

       Bu miktar parayı bulamayan ve okuma yazma bilen esirlerden herbiri on kişiye okuma yazma öğrettikten sonra salıverildiler. peygamberimizin bu davranışı, İslâm dininin okuma yazmaya ve bilgi sahibi olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

UHUD SAVAŞI, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

       Müşriklerin Bedir savaşında yenilgiye uğramaları Mekke'de büyük üzüntü meydabna getirdi ve müşrikler matem tutmaya başladılar. Peygamberimize en çok düşmanlık yapanlardan Ebu Leheb bu üzüntünün tesiriyle öldü.
       Müşrikler, Bedir'deki ağır yenilginin intikamını almak için 3000 kişilik bir ordu hazırladılar. Bedir savaşında yakınları öldürülen bir çok kadın da orduya katılmıştı. Ebu Süfyan komutasındaki bu ordu, ansızın Mekke'den hareket ederekMedine'ye yakın bir mesafede bulunan Uhud dağında karargâhını kurdu.

       Peygamberimizin amcası Abbas, o sırada henüz müslüman olmamıştı ve Mekke'de bulunuyordu. Müşriklerin, Medine üzerine yürüdüğünü bir mektupla gizlice Peygamberimize bildirdi. Peygamberimizin amcası Abbas daha sonra Müslüman olmuştur.

        Düşman ordusunun Uhud Dağına kadar gelip burada karargah kurduğu anlaşılmıştı. Bunun üzerine, Peygamberimiz, ashabı ile durumu görüştü ve 1000 kişilik bir kuvvetle düşman ordusunun bulunduğu Uhud Dağına hareket ettiler. Yolda 300 münafık, ordudan ayrılıp geri dönünce müslümanların sayısı 700 kaldı.

       Müslümanlar düşmanın bulunduğu yere varınca, arkalarını Uhud Dağına vererek savaş düzenine girdiler, İslâm ordusunun sol tarafında bir vadi vardı. Buradan gelebilecek bir düşman saldırısını önlemek amacıyla peygamberimiz buraya 50 kişilik okçu birliği yerleştirmiş ve onlara şu emri vermişti : ''Düşman ister yensin, ister yenilsin benden emir almadıkça buradan asla ayrılmayınız. Düşman süvarileri gelince ok atınız.''

       Müslümanların kahramanca çarpışması karşısında düşman ordusu bozguna uğradı. Bu orduda bulunan kadınlar da dağlara doğru kaçışmaya başladılar. Ancak savaş tam olarak kazanılmış değildi. Düşmanın takip edilerek kesin sonucun alınması gerekiyordu.

       Ne var ki; Müslümanlar, savaşı kazandıklarını zannederek, düşmanların bıraktıkları ganimet mallarını toplamaya başladılar.

       Bunları gören 50 kişilik okçu birliği de başlarındaki komutanlarını dinlemeyerek (birkaç tanesi hariç) yerlerinden ayrıldılar. Halbuki, Peygamberimiz onlara; kendisinden emir almadıkça yerlerinden ayrılmamalrını tembih etmişti.

       Okçu birliğinin yerinden ayrılması müşriklerin işine yaradı.Derhal toparlanarak okçuların terkettiği vadiden hücuma geçtiler. Bu hücum karşısında müslümanlar çok zor durumda kaldılar. Müslümanların bu gafleti, kazanılmış olan zaferin elden gitmesine, Peygamberimizin amcası Hz. Hamza ile birlikte birçok İslâm kahramanının şehit düşmesine sebep oldu. Peygamberimizin mübarek dişi kırıldı, yüzü yaralandı. Savaşın en şiddetli anında bile, Peygamberimiz yüzündeki kanları silerken şöyle dua ediyordu:
             ''Ya Rabbi milletimi bağışla... Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.''
İşte Peygamberimizin kalbindeki insan sevgisi ve merhamet...

       Uhud harbinde müslümanlar 70 şehit verdiler. Müşriklerden öldürülenlerin sayısı 22 dir. Savaş esnasında islâm ordusundaki kadınlar büyük fedakârlık göstermişler, askerlere su dağıtıp yaraları sararak hizmet etmişlerdir.

       Peygamberimiz yıllar sonra Uhud savaşının yapıldığı yerden geçerken o acı günü hatırlayarak yanındakilere şöyle seslenmiştir :

       ''Müslümanlar! Bundan sonra tekrar putlara tapmanıza imkân yoktur. Bundan zerre kadar endişe etmem, korktuğum şey sizin dünyaya tapmanızdır.''

        Bu savaşta müşrikler galip gelmekle beraber, bekledikleri sonucu elde edemeden Uhud'dan çekildiler. Yeniden toparlanan müslümanlar bir süre düşmanı takip ettiler. Düşman tekrar savaşmayı göze alamadı. Mekke'ye doğru yoluna devam etti. Müslümanlar da Medine'ye döndüler.


                  UHUD SAVAŞINDAN ALINACAK DERSLER

        Savaşın başında müslümanlar zaferi kazanmış iken, daha sonra niçin yenilgiye uğradılar? Bunda müslümanlar için alınacak önemli dersler vardır;
        Büyüklerin sözünü dinlememek, kumandanlara itaatsizlik etmek, çok kutsal bir görev olan nöbeti bırakıp , şahsi menfaat peşinde koşmak, bir ordunun savaşı kaybetmesine sebep olur ve bundan sadece bu hatayı işleyenler değil, bütün millet zarar görür.
        Uhud Savaşında böyle olmuştur. Vadiye yerleştirilen okçu birliğinin Peygamberimizin emrine itaat etmemesi ve nöbet yerini bırakıp ganimet toplamaya kalkması, İslâm ordusunun yenilgiye uğramasına ve müslümanların felakete düşmesine sebep olmuştur.

HUDEYBİYE ANTLAŞMASI

       Mekke'den göç ederek Medine'ye gelen müslümanlar, doğup büyüdükleri yurtlarını özlemişlerdi. Mekke'deki kutsal Kâbe'yi ziyaret etmek istiyorlardı. Hz. Peygamber hicretin altıncı yılında Kâbeyi ziyaret etmek üzere 1400 kişiyle birlikte mekke'ye gitmek üzere yola çıktı. Mekkeliler durumu haber alınca Müslümanları Mekke'ye sokmamaya karar verdiler.
       Bunun üzerine müslümanlar, Hudeybiye denilen yerde durdular. Peygamberimiz, Hz. Osman'ı elçi olarak Mekke'ye gönderip, Kâbe'yi ziyaret etmek istediklerini bildirdi. Mekke'liler Müslümanların Kâbeyi ziyaret etmesine izin vermediler ve bunu gelecek seneye bırakmalarını istediler. Uzun görüşmelerden sonra Müslümanlarla müşriklerden arasında bir antlaşma yapıldı.
     
       BU ANTLAŞMANIN ŞARTLARI ŞU ŞEKİLDE BELİRLENDİ: 

1- Müslümanlar, bu yıl Kâbe'yi ziyaret etmeden Medine'ye geri dönecekler.
2- Gelecek yıl Mekke'ye gelebilecekler, fakat burada üç günden fazla kalamayacaklar.
3- Müslümanlar, Mekke'ye silahsız gelecekler.
4- Müslümanlar, Mekke'deki müslümanlardan hiç birini Medine'ye götüremeyecek, Medine'lilerden Mekke'de kalmak isteyen olursa kalabilecek.
5- Mekke'li Müslümanlardan ve müşriklerden biri Medine'ye gidecek olursa geri çevrilecek, Müslümanlardan biri Kureyş tarafına geçerse o geri teslim edilmeyecek.
6- Arap kabileleri istedikleri tarafla birleşebilecek.
     Antlaşmadan sonra Peygamberimiz ve beraberindeki Müslümanlar Kâbe'yi ziyaret etmeden oradan geri dönüp Medine'ye geldiler.

            HUDEYBİYE ANTLAŞMASININ SONUÇLARI

      Antlaşmanın şartları ilk bakışta Müslümanlar için çok ağır görünüyordu. Buna rağmen, Peygamberimiz bu şartları kabul etti. Çünkü bu antlaşmanın ileride Müslümanlar için çok faydalı olacağını biliyordu.

      Gerçekten de böyle oldu. Medine'ye dönerken yolda ''Fetih Suresi'' nazil oldu. Bu surede Yüce Allah, Müslümanlara büyük bir Fetih ve zafer müjdeliyordu. Mekkeli müşrikler imzaladıkları bu antlaşma ile ilk defa Müslümanların varlığını tanımış oldular.

       Aradan çok geçmeden Mekke'lilerden bazı kişiler Müslüman olup, Medine'ye geldiler. Ancak antlaşma gereğince müşrikler onların geri gönderilmesini istediler. Bundan sonra müslüman olup, Mekke'den kaçanlar, Medine'ye gidemediklerinden Mekke ile Medine arasında bir yerde toplanmaya başladılar. Burası mekke'lilerin ticaret kervanlarının geçtiği önemli bir yerdi.

       Zamanla burada Müslümanlar kuvvetli bir topluluk meydana getirdiler. Bu durum karşısında Mekke'liler ticaret yollarının tehlikeye düşmesinden korkmaya başladılar. peygamberimize elçi göndererek, arzu eden Mekke'li Müslümanların Medine'ye gidebileceklerini bildirdiler ve antlaşmanın bu maddesinin değiştirilmesini istediler, Peygamberimiz bu isteği kabul etti. Böylece başlangıçta müslümanlar için zararlı olan antlaşma maddesi müşriklerin isteği ile değiştirilmiş, ortadan kalkmış oldu.

       Hudeybiye antlaşması ile Müslümanlarla müşrikler arasındaki gerginlik azaldı. Müşrikler tarafından gelebilecek tehlike ortadan kalkmış oldu. Müslümanlar huzura kavuştu. İslâm'ın sesi çevrede duyulmaya başladı. Mekke'deki önemli kişiler, Medine'ye gelip müslüman oldular. Bu antlaşma müslümanların çoğalmasına ve kuvvetlenmesine sebep oldu. İslâm'ın her tarafa yayılmasını sağladı.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Peygamberimizin Veda Hutbesi

      Ey insanlar!

Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğim.
      İNSANLAR! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

      ASHABIM! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilirki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenlerden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

      ASHABIM! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin, borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalan bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır.

ASHABIM! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır.

İNSANLAR! Bugün şeytan sizin şu topraklafrınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

İNSANLAR! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız, onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını, sizin hoşlanmadığınız hiç bir kimseye çiğnetmemeleridir.

MÜ'MİNLER! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman, müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.

ASHABIM! Kendinize de zulmetmeyiniz. kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR! Cenabı hak her hak sahibine  hakkını Kur'anda vermiştir. Varise vasiyet etmeye lüzum yoktur.

İNSANLAR! Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdemin çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın arap olmayana, Allah saygısı ölçüsünden başka bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne cevap vereceksiniz?
- Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şehadet ederiz. Bunun üzerine Resul-i Ekrem mübarek şehadet parmağını göğe doğru kaldırarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu :
Şahid ol Ya Rab, Şahid ol Ya Rab, Şahid ol Ya Rab...

9 Kasım 2011 Çarşamba

Hazreti Muhammedin Soyu

      Hz. Muhammed (s.a.s) 'in babası Abdullah'tır. Abdullah'ın babası, Kureyş kabilesinin Haşimoğulları kolundan ve Mekke'nin ileri gelenlerinden Abdülmuttalip'tir. Annesi Kureyş kabilesinin Zühreoğulları kolundan Vehb'in kızı Âmine'dir.
      Hem baba, hem de ana tarafından temiz ve şerefli bir aileye mensup olan Hz. Muhammed'in soyu Hz. İbrahime dayanır.

HZ. MUHAMMEDİN DOĞUMU

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) 571 yılı Nisan ayının 20'sine rastlayan Rebi-ul Evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke'de dünyaya geldi.
     O'nun doğduğu sabah dünya nurla doldu. Babası Abdullah O'nun doğumundan iki ay kadar önce öldüğü için biricik oğlunu göremedi.
      Hz. Amine böyle nur topu gibi bir çocuk dünyaya getirince, dedesi Abdülmuttalip büyük bir ziyafet vererek sevgili torununa Muhammed adını koydu.
     - Torununa ne ad koydun? diye soranlara :
     - Muhammed adını koydum dedi.
       Onlar :
     - Ataların arasında böyle bir ad yoktu. Bu adı koymaktan maksadın nedir? deyince,
       Abdülmuttalip :
Umarım ki o'nu gökte Hak, yerde halk övecektir, diye cevap verdi.

      Peygamberimizin doğduğu gece dünyada olağanüstü birçok olaylar meydana geldi. O gece İran'da Hükümdar (Kisra) sarayının ondört sütunu yıkılmış, Sava gölü kurumuş, bin yıldan beri yanan mecusiler (ateşe tapanlar)ın tapındıkları ateşler birdenbire sönmüştü. Bu olaylar, gelecekte İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğunun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret ediyordu. Gerçekten de öyle oldu.

     

HACCIN YAPILIŞI

       Hacca gitmek isteyen kimse bu kutsal görev için helal kazanc temin eder. yola cıkmadan önce varsa borcunu öder, hak sahipleri ile helallesir. Gunahlarının bagıslanması icin tovbe edip, allah'tan af diler. Kazaya kalmıs ibadetleri varsa mumkun oldugu kadar kaza eder. Yola cıkacagı zaman evinde 2 rekat namaz kılar. aile fertleri, dostları ve yakınları ile helallesip veda ederek yola cıkar. Yolculukta ve hac ibadeti esnasında baskalarını incitecek kötü söz ve davranıslardan sakınır.
       İhrama girme yeri olan "mikat" sınırına gelmeden önce tırnaklar kesilir. Gerekli vucut temizligi yapılır ve mumkunse gusledilir, degilse abdest alınır. Erkekler giydikleri butun elbiselerini cıkararak izar ve rida denilen 2 parca örtüye sarınırlar. İhramlı oldukları surece ayak ve baslarını acık bulundururlar. Kadınlar ihrama girerken elbiselerini cıkarmazlar.
       Bundan sonra mikat sınırında ihramın sünneti niyetiyle 2 rekat namaz kılınır ve hacca niyet edilerek "telbiye" getirilir.  Böylece ihrama girilmiş olur. İhram devam ettigi sürece ihramlıya yasak olan seylerden sakınmak gerekir.
       Mekke'ye varılınca gusul yapılır ve abdest alınır. Sonra haremi şerife gidilerek Kabe'nin etrafında kudüm tavafı yapılır ve ardından 2 rekat tavaf namazı kılındıktan sonra safa ile merve arasında usulune uygun olarak "say" yapılır. Hacı adayı bundan sonra ihramlı olarak Mekke'de kalır. Burada kaldıgı süre icerisinde mumkunse namazları haremi serifte kılmak, fırsat buldukca nafile tavaf etmek cok sevaptır.
       Terviye günü yani arefeden 1 gün önce arafata cıkılır. Arefe günü güneş batıncaya kadar arafatta kalınır. İbadet ve dua ile vakitler degerlendirilir. Burada öğle ile ikindi namazları cemaat ile öğle vaktinde birlikte kılınır. Buna cem-i takdim denilir. Öğleden sonra vakfe yapılır. Gunes battıktan sonra aksam namazı kılınmadan müzdelifeye hareket edilir. Müzdelifede aksam ve yatsı namazları cemaatle yatsı vaktinde birlikte kılınır. Buna cem-i tehir denilir. Geceyi müzdelifede geciren hacı adayları, seytan taslamak icin kullanılacak tasları burada toplar.
       Bayram sabahı, sabah namazı erken kılınarak müzdelife vakfesi yapılır. Hava aydınlandıktan sonra minaya hareket edilir.

       Bayramın birinci günü minada sırasıyla :
a) Akabe cemresine 7 taş atılır.
b) Saçlar traş edilerek ihramdan çıkılır. ( İfrad haccı yapanlara, kurban kesmek vacip olmadığından, bunlar akabe cemresine taş attıktan sonra traş olup ihramdan çıkarlar. Temettü veya Kıran haccı yapanlar Akabe cemresine taş atıp kurban kestikten sonra traş olur ve ihramdan çıkarlar.)
c) Vakit ve imkan bulunursa aynı gün mekkeye gidilerek farz olan ziyaret tavafı yapılır.


Bayramın ikinci günü sırasıyla :

Küçük, orta ve akabe cemrelerine 7 şer taş atılır. Bayramın birinci günü ziyaret tavafını yapamayanlar ikinci günde yaparlar.

Bayramın üçüncü günü :

Yine küçük, orta ve akabe cemrelerine 7 şer taş daha atılır. Aynı gün minadan Mekke'ye dönülünce veda tavafı yapılarak hac vazifesi tamamlanmış olur.
       Uygulamasını anlattığımız İfrad Haccıdır.Temettü ve Kıran haclarının yapılışında bazı farklar vardır.

TEMETTÜ HACCI

        Temettü Haccı yapacak olan kimse Mikat sınırında umre için ihrama girer. Mekke'ye gelince usulüne uygun olarak umreyi yaptıktan sonra traş olur ve ihramdan çıkar. Terviye gününe kadar, yani arefe gününden bir gün önce Mekke'de ihramsız olarak bekler Terviye günü Mekke'de hac için yeniden ihrama girer ve yukarda anlatıldığı gibi hac vazifelerini yapar.

Ancak ifrad Haccından farklı olarak :
1) Bayramın birinci günü Cemre Akabesine taş attıktan sonra kurban keser, ondan sonra traş olur ve ihramdan çıkar.
2) Ziyaret tavafından sonra haccın say'ini yapar.

KIRAN HACCI

       Kıran haccı yapacak olan Mikat sınırında hem hac, hem de umreye ikisine birden niyet ederek her ikisi için de bir ihrama girer. Mekke'ye varınca önce umre yapar, umreyi tamamladıktan sonra haccın kudüm tavafını, peşinden de haccın say'ini yapar. Fakat ihramdan çıkmaz. İhramlı olarak bekleyip terviye günü gelince Arafat'a çıkarak tarif edildiği gibi hac vazifelerini yerine getirir. Kıran haccında da ifrad haccından farklı olarak : Bayramın birinci günü Cemre Akabesine taş attıktan sonra kurban keser, ondan sonra traş olur ve ihramdan çıkar.